Gidenin Ardında Bıraktığı O Ağır Boşluk
Dün gece rüzgar Mardin’in dar sokaklarında öyle bir feryatla esti ki, bana yıllar önce kapımı çalan o çaresiz kadını hatırlattı. Gözlerinde fer kalmamış, sesi titrek… Sevgilisinin gidişiyle sanki dünyası kararmış. Giden bir erkeğin peşinden dökülen yaşlar, sadece yanakları değil, ruhu da yakar geçer. Ben o gün ona, dedelerimden kalan ve kenarları nardinden sararmış o kalın deri kaplı el yazmasını açmıştım. Orada der ki; erkeğin yüreği bir kilitse, Süryani ilmi o kilidi sessizce açan tek anahtardır. Boş vaatlerle değil, ruhun derinliklerine işleyen kadim frekanslarla yapılan bir işlemdir bu.
Kadim Parşömenlerde Saklı Olan Ruhun Geri Çağrılması
Ayrılan bir erkeği geri döndürmek için sadece özlem duymak yetmez; aradaki o kopan manevi bağı yeniden örmek gerekir. Süryani geleneğinde biz buna ‘Ruhun Pusulasını Çevirmek’ deriz. El yazmalarımızda anlatılan, safran mürekkebi ve zeytin ağacı tütsüsüyle yapılan o özel ritüel, erkeğin zihnindeki negatif bulutları dağıtır. O uzaklaştıkça, aslında kendi içindeki huzurdan da uzaklaşır. Geçen ay bir başka dostuma bu ilmi uyguladığımızda, giden kişinin rüyalarında sürekli eski mutlu anları görmeye başladığını, kalbinin adeta bir mıknatıs gibi geriye çekildiğini bizzat müşahede ettim. Bu, iradeyi zorla hapsetmek değil; kaybolan aşkın yolunu aydınlatmaktır.
Ritüelin Görünmeyen Gücü ve Manevi Bağın İnşası
İşlemi yaparken kullandığım dualar, yüzyıllardır kilise duvarlarının ardında, loş ışıklarda yankılanan o eski Aramice kelimelerden süzülür. Giden erkeğin kalbine dokunmak, onun inadını kırmak ve yeniden o eski sıcaklığı hissetmesini sağlamak sabır işidir. O kadim kitaplarda belirtilen saatlerde, ayın ve yıldızların konumuna göre hazırladığım tılsımlı kağıtlar, havaya karışan dualarla birleşir. Erkeğin adımları yavaşlar, zihni durulur ve içinde uyanan o derin özlem duygusu onu ait olduğu yere, sizin yanınıza doğru sürükler. Unutma ki, doğru anahtar doğru kilide girdiğinde kapılar kendiliğinden açılır.