Ruhun Kuytusundaki Sızı: Kalbe Atılan Kadim Düğümler
Ah evladım, her akşam güneş Mezopotamya’nın kızıl toprakları üzerinden çekilirken, ruhumun derinliklerinde o eski parşömenlerin hışırtısını duyarım. İnsanlar sanıyor ki aşk, sadece iki dudağın arasından dökülen süslü kelimelerden ibaret. Halbuki biz, Mardin’in o dar ve nemli sokaklarında yetişirken, sevdanın aslında bir ruhun diğerine görünmez iplerle, kadim mühürlerle bağlanması olduğunu öğrendik. Geçen kış, uzaklardan gelen o genç adamı hatırlıyorum; gözlerindeki o derin kederi, sevdiği kadının ismini her andığında boğazında düğümlenen o hıçkırığı… Elinde sadece eski bir gümüş yüzük vardı. Ona baktığımda, asırlar öncesinden kalma Süryani bir yazmada geçen ‘Kalbin Yedi Kapısı’ ritüelini anımsadım. Bu iş, sadece mum yakıp dua etmek değildir; bu, gökyüzündeki yıldızların konumuyla ruhun frekansını aynı hizaya getirme sanatıdır.
Eski Mezopotamya’nın Fısıltıları ve Aşkın Kimyası
Süryani hocalarının kuşaktan kuşağa fısıldadığı o büyük sır, aslında kişinin iradesini zorla elinden almak değil, aradaki o tıkanmış enerji damarlarını açmaktır. Düşün bir kere, suyun önündeki o koca kaya kalkmadan nehir nasıl gürleyerek akar? Aşık etme işlemleri de böyledir. O tozlu, deri kaplı kitabımı açtığımda karşıma çıkan Süryanice formüller, nar çiçeği suyunun ve yedi farklı tütsünün gücünden bahseder. O genç adama da öyle yaptık; safrandan elde ettiğimiz mürekkeple, henüz gün doğmadan, kuşların bile uykuda olduğu o kutsal saatte, sevdiğinin ruhuna dokunacak o tılsımı işledik. Cümleler devriliyor bazen, dilim dönmüyor anlatmaya ama o mistik bağ bir kez kuruldu mu, aradaki mesafelerin hiçbir hükmü kalmaz.
Bir Gece Yarısı Ritüeli: Nar Çiçeği ve Safran
Bazıları gelir, ‘Hocam hemen olsun’ der. Acele, karanlığın işidir evladım. Bizim yolumuz sabırla, dualarla ve kadim bitkilerin ruhuyla örülüdür. Bir kadını veya bir erkeği kendinden geçecek kadar sevdaya düşürmek için, önce kendi içindeki o bencil hırslardan arınman gerekir. O safran kokulu mürekkep parşömene değdiğinde, sadece yazı yazmıyoruz; biz orada iki kaderi birbirine düğümlüyoruz. Hatırlıyorum da, o genç adam bir ay sonra yanıma geldiğinde gözlerindeki ışık güneşten daha parlaktı. İşte o an anladım ki, kadim Süryani bilgeliği hâlâ bu topraklarda sessizce nefes alıyor. Bu ilim, ehil olmayan ellerde bir yük, bizim gibi ömrünü buna adamış olanların elinde ise bir şifa kapısıdır.