Mühürlü Kalplerin Uyanışı: Kadim Süryani El Yazmalarında Aşık Etme Ritüeli

Karanlıkta Kalan Kalpler İçin Bir Çerağ

Ah evlat, aşkın yakıcılığına düşmüş bir gönül kadar ağır ne vardır bu dünyada? Geçen ay kapımı çalan o genç kadın, gözlerinde feri sönmüş bir kandille gelmişti bana. Elleri titreyerek ‘Hocam, o gitti gideli ruhum yarım,’ dediğinde, eski Süryanice yazmaların o ağır kokusu burnuma geliverdi. Ona baktım, sustum… Çünkü bilirdim; kalbin anahtarı gümüş tepside sunulmaz, o anahtar kadim duaların ve niyetlerin ateşinde dövülür.

Mardin’in Tozlu Sayfalarından Gelen Ses

Kadim Süryani geleneğinde, sadece birini kendimize bağlamak için değil, iki ruhun arasındaki o kopmuş gümüş kordonu yeniden örmek için yapılır bu işlemler. Elimdeki bin yıllık parşömenlerde ‘Qurbono d-Hubo’ diye geçer bu; yani aşkın kurbanı, aşkın adanışı… Bu, basit bir kelam değil, bir varoluş sızısıdır. Ruhları birbirine fısıldatan o gizli frekansı yakalamak için sabır gerekir, nefes gerekir.

Ritüelin Derinliği: Sadece İsimler Değil, Özlerin Kavuşması

İnsanlar sanıyor ki birkaç mum yakınca, iki ismi yan yana yazınca her şey düzelecek. Hayır… Gerçek aşık etme ritüeli, o kişinin rüyasına sızmak, uykusunda adını sayıklatmak değil; onun kalbindeki o unutulmuş sevgi tohumunu, yedi kat göğün altındaki o kadim suyla sulamaktır. Ben bunu yaparken, safran mürekkebiyle ceylan derisine nakşettiğim o vefklerin gücünü bilirim. Her harf bir melek, her rakam bir kapı muhafızıdır orada.

Vaktiyle, Ninova surlarının gölgesinde bir bilge şöyle demişti: ‘Aşk, zorla açılan bir kapı değil, ardına kadar açık bırakılan bir penceredir.’ İşte biz o pencereden giren rüzgarı ayarlarız. Eğer niyetin saf değilse, o rüzgar fırtınaya dönüşür, seni de yutar. Bu ilim, oyuncak değil, bir emanettir. Ben o emaneti yıllardır göğsümde taşırım, her düğümü bin duayla atarım.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top